
2009-2010 6. E-dream Ulusal Bilgisayar Proje Olimpiyatı GÜMÜŞ MADALYA
2008-2009 Ulusal Sosyal Bilimler Olimpiyatı BRONZ MADALYA

Eski çağlardan beri insanlar, sorunlarının çözümünde ve gerçeğe ulaşmada akıl, mantık ve bilimi kullanmışlardır. Bu sebeple akılcılık dünyanın en eski, en yaygın fikir kaynaklarından biridir.
Akılcılık, insanın aklı ile gerçekleri anlama yeteneğine inanmak anlamına gelir.
Atatürk hayatı boyunca gerçeği arayan, gerçeğin peşinden koşan gerçeği bulup ortaya çıkaran bir insan olarak, inandığı gerçeklerin başarıya ulaşması için bütün fikir hayatında akılcılığı kullanmıştır.
Yirminci yüzyıl başlarında iyiden iyiye belirsizleşen dünya siyaseti içerisinde fikirlerini kesin ve net olarak başarıya ulaştıran tek insan Atatürk ’tür. Onun bu başarısında bütün sorunlara akılcılıkla yaklaşan tavrı vardır.
Bugün Atatürkçü düşünce sistemini, yani Atatürk’ün fikir hayatını bütünüyle ele aldığımızda akılcılığı sistemli ve planlı bir şekilde kullandığını görürüz.
Atatürkçülüğün en önemli özelliği, akılcı ve bilimci bir davranış ve zihniyeti yansıtmasıdır. Bunun anlamı ise milli, milletler arası sorunlara duygusal ve dogmatik açıdan peşin hüküm ve kalıplarla değil; akılcı, bilimci ve pragmatik bir yaklaşımla eğilmektir. Genel olarak bu yaklaşımlarda insanlığın karşılaştığı her türlü sorunlara çare bulmak için, durum ve şartlar her çareye başvurularak incelenip gözden geçirilir, gerçeklere ve ihtiyaçlara uygun tartışma ve muhakeme sonunda bir karara varılarak uygulamaya başlanır. Burada egemen olan unsurlar, mantık ve akıldır.
Akılcılık, insanların doğru karara varması ve başarılı uygulamalar yapması için sağlam fikirlere sahip olmalarını ister. Atatürk’ün ifadesiyle, ‘’ Fikirler, anlamsız,mantıksız, boş sözlerle dolu olursa, o fikirler hastalıklıdır. Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak, faydasız, zararlı ve bir takım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felce uğrar. ‘’ Ayrıca toplumu harekete geçiren bir liderin düşünceleri, görüşleri bütün bireylerin yaşama ilkesine uygunsa, bütün bireylere mutluluk sağlayacak nitelikteyse, onları aydınlatabilecek durumdaysa sürükleyici olur. Atatürkçülüğün gerçekleştirdiği bütün eserlerin temelinde sağlam düşünce akıl ve hareket vardır. Atatürk, ‘’ Akıl ve mantığın çözümlemeyeceği mesele yoktur.’’ diyerek bunu vurgulamıştır. Atatürkçülükte ‘’Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi düşünemiyorum.’’ İfadesi ile akılcılığı, sorunları çözmede daima başarı ile uygulanabileceği vurgulanmaktadır.
Atatürkçülüğe göre akılcılıkta ‘’İnsanların hayatına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma ve icat yeteneğidir.’’Bütün bilim adamları, sorunların tespit ve çözümlenmesine uğraşanlar, bütün düşünmezlerse, gerçek, müspet anlamda bilimsel yöntemi kullanmamış olurlar. Dikkatli, her konuyu inceleyen, araştıran bilimsel araştırma ve problem çözme yöntemi akılcı yöntemlerdir.
Atatürkçülükte akılcık, terbiye edilmiş insan zekası ile bilim ve teknolojiyi bir bütün olarak ele alır. Zekanın terbiyesi kültür ile mümkündür.Atatürk’’Bizim akıl, mantıki zeka ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. Bütün hayatımızı dolduran olaylar bu gerçeğin delilidirler.’’diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin meydana getirilmesinde yapılan her aşamada akılcılığın nasıl kullanıldığını dile getirmiştir.
Atatürkçülükte akılcılık, insan ilişkilerinde ve faaliyetlerinde kullanılmaktadır.Atatürkçülük; akılcılığa, bilim ve teknolojiye dayanarak, Türk devlet hayatını ,eğitim sistemini, fikir hayatını,ekonomik hayatı ve bunların değerlerini,hedeflerini toplumsal ve hukuki yapısını yönetim esaslarını tespit etmiştir.Bütün faaliyetlerin başlangıç noktası konulara akılcı yoldan yaklaşmak olmuştur.Atatürk, eğiti müesseselerinde ‘’Kitapların cansız teorileriyle karşı karşıya gelen genç beyinler öğrendikleriyle memleketin gerçek durum ve çıkarları arasında ilişki kuramıyorlar.Yazarların ve teorisyenlerin tek taraflı dinleyicisi durumunda kalan Türkiye’nin çocukları hayata atıldıkları zaman bu ilişkisizlik ve uyumsuzluk yüzünden tenkitçi, karamsar, milli şuur ve düzene uyumsuz kitleler meydana getirirler.’’sözüyle fikri gelişmenin tesisinde de akılcılığın, gerçekçilik, yapıcılık ve maddi sonuçlar almak olduğunu açıklamıştır.
Atatürk’ün gerçekleştirdiği inkılapların büyüklüğü, o günkü Türkiye ‘nin toplum psikolojisi, sosyal yapısı ve sosyo-ekonomik koşulları dikkate alındığında, bunların ancak mantık ve akılcılığın üstünlüğünden kaynaklanarak gerçekleştirildiği kolayca anlaşılabilir.Şapka inkılabı, harf inkılabı, halifeliğin kaldırılması, Cumhuriyet’in kabul ve ilanı yalnızca akılcılık ve ileri görüşlülük sayesinde gerçekleştirilebilecek sosyal olgulardır.Atatürk’ün o günlerde ki düşünce yapısını şu sözlerinde görmek mümkündür.’’Dünyayı istediği gibi kullanan kuvvet, fikirler ve bu fikirleri belirleyen ve yayan kimselerdir.Fikrin özelliği de hiçbir itirazın bozamayacağı bir kesinlikle kendi kendisini kabul ettirmektir. Bu da, fikrin yavaş yavaş duygular haline gelerek inanca dönüşmesiyle mümkündür ve böyle olduktan sonradır ki , onu sarsmak için bütün başka mantıkların, başka düşüncelerin hükmü olamaz.’’
Atatürkçülükte akılcılık ,güncel problemlerin çözümlenmesi için gayret sarf edilmesini, ileriye dönük, araştırmalar içinde bulunulmasını ve muhtemel gelişmelere ait doğru yorumların yapılmasını da kapsamaktadır.Bu yönden ileri görüşlü , geleceğe yönelik,inkılapçı olmak Atatürk akılcılığının bir gereğidir. Bir milletin sağlıklı bir şekilde yaşaması ve refah seviyesini daima yükseltmesi o milleti oluşturan kişilerin akıl gücü ve akılcılığı kullanmaları ile doğrudan ilgilidir.
Atatürkçülük’ te kişilerin bilgili kılınmasıyla milletin sağlamlığı gerçekleşir. ‘’Kişiler düşünür olmadıkça, hangi haklara sahip olduğunu anlamadıkça , kitleler istenilen yöne, herkes tarafından iyi veya kötü yönlere yöneltilebilirler. Kendini kurtarabilmek için her kişinin geleceği ile bizzat ilgilenmesi lazımdır. Aşağıdan yukarıya, temelden çatıya doğru yükselen böyle bir müessese elbette sağlam olur. Şüphe yok, her işin başlangıcında aşağıdan yukarıya olmaktan ziyade yukarıdan aşağı olması zorunluluğu vardır.’’ Atatürk’ün bu sözlerinde, ülkemizin bugüne kadar maruz kaldığı iç tehlikelerde bilinçsiz, inançsız kişilerin oynadığı rolü görmek mümkün olduğu kadar, ülkede birlik ve bütünlüğün sağlanmasında ve iç tehlikelerin önlenmesinde güçlü, sağlam ve akılcı bir devlet otoritesinin ne kadar gerekli olduğunu görmek mümkündür.
‘’ Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşü ile uygar bir toplum haline ulaştırmaktır. İnkılâplarımızın ana ilkesi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen zihniyetleri darmadağın etmek zaruridir; şimdiye kadar milletin beyinlerini paslandıran, uyuşturan, bu anlayışta bulunanlar olmuştur. Her halde anlayışlarda var olan uydurma ve boş fikirler tamamen çıkarılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyine gerçeğin nurlarını sokmak imkânsızdır.’’
Bunda da görüldüğü gibi Atatürkçülüğün amacı, Türk milletinin düşünce yapısını çağdaş bilim ve teknoloji temeline oturtmaktır.
Atatürk’ün akılcılığı tamamen özgündür ve kendi dehasının özelliklerinden gelmektedir. Akılcılığı kendi gözlem ve izlenimlerine dayanarak çıkarmış ve Türkiye’de her işin akla ve bilime dayandırılması gereğini açıkça ortaya koymuştur. Bu yüzden Atatürk akılcığı ve onun doğal bir sonucu olan bilimciliği, Atatürk’ün sistemli bir biçimde Batı felsefesini araştırıp inceleyerek tanıdığını ileri sürmek mümkün değildir. Zaten, Batı felsefesinin inkişaf ettiği dönemlerde gerileme süreci yaşayan Osmanlı Devleti’nde pek de bilinmeyen bu akımları Atatürk’ün sistemli olarak öğrenmesi mümkün görülmemektedir.
Atatürk kendi çabalarıyla öğrendiği batı felsefesinde oldukça da seçici davranmıştır. Örneğin, Fransız inkılâbını derinden etkileyen J.J. Russo’nun bazı fikirlerinden yararlandığı ancak bazılarını da çılgınca ve hayali bulduğunu 1 Aralık 1921’de TBMM’de ifade etmiştir. Yani öğrendiği fikirleri akıl ve mantık süzgecinden geçirerek kendine özgü bir hale getirmiştir.
Atatürk akla ve bilime uygun olan her şeyi kabul etmiştir. Akla mantığa, bilime uygun olup da reddettiği, körü körüne karşı çıktığı hiçbir şey olmamıştır. Örneğin emsalsiz bir başarı sayılan laikliğin Türk toplum hayatına yerleştirilmesinde hiçbir zaman İslam dinini reddedici olmamıştır. Aksine İslam dinini ‘’akli bir din’’ olarak kabul ettiğini söylemiştir. ‘’ Bizim dinimiz akla en uygun, en tabii bir dindir. Ancak ondan dolayı son din olmuştur.’ diyen Atatürk başka konuşmasında; ‘’Bizim dinimiz için herksin elinde bir ölçü vardır. Hangi şey ki akla, mantığa, halkın menfaatine uygundur; biliniz ki o bizim dinimize de uygundur. Eğer bizim dinimiz, aklın, mantığın uygun düştüğü bir din olmasaydı, mükemmel olmazdı, son din olmazdı.’’ diyerek laikliğin İslam dinini ve hiçbir dini reddetmediğini aksine bütün vatandaşların vicdan ve ibadet hürriyetlerini mükemmel hale getirdiğini açıkça vurgulamıştır.
‘’Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz.’’ifadesi, Atatürk’ün bu konudaki açık sözlülüğünün en güzel kanıtıdır.
Görüldüğü gibi aklın, mantığın ve bilimin dışına çıkmayan hiçbir olguyu inkar etme davranışı içerisinde bulunma kolaylığına sığınmamıştır. Bu sebeple Atatürkçülük ideolojisi , asla katı ve dogmatik olmamış daha yumuşak ve esnek bir yol izlemiştir.Akla bilime insan sevgisine dayalı bir esneklik söz konusu olduğu için Atatürkçülük bütün toplumlarda uygulanabilecek esasları içerir.
‘’ Hayatta en hakiki yol göstericinin bilim ve teknik olduğunu’’ her fırsatta yüksek sesle dile getiren Atatürk, çağdaş medeniyet ve kültüre kaynaklık yapacak ilim müesseselerini oluşturmaya çok büyük önem vermiştir. Çankaya’daki ikametgâhı memleketin çok değerli aydınlarının fikirlerinin akademik ölçülerde tartışıldığı bir okul gibi görülmelidir. Çünkü en küçük bir soru dahi burada çok ince akıl süzgecinden geçirilerek toplum hayatına yansıtılmıştır.
En büyük ideali Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkarmak olan Atatürk, akıl ve bilimin toplum hayatına yön vermesi için gerekli yüksek kültür kurumlarının oluşturulmasını sağlamak suretiyle geleceğe de ışık tutmuştur. Yüksek kültür kurumlarının oluşturulması için akılcılık, kişilere sorumluluklar verilmesini, vazifelerini yaptıklarından ve yapamadıklarından sorumlu olmalarını ve sorumluluktan korkmamalarını öngörür. Başarı için görevlilerin girişimlerde bulunmaları, bu girişimlerden korkmamaları, tek endişelerini, yaptıkları icraatın isabetli olup olmadığı teşkil etmelidir. Akılcılık, kişilerin; çıkarlarından, bencil emellerinden sıyrılmış, aklında, kanında, vicdanında cevher olan, canlı ve alevli ideallere sahip olmalarını öngörür.
Türk Devleti’nin nitelikleri, devlet yönetiminde akılcılığın kullanılması ve uygulanması sonucu konan esasları içerir. Kişiyi toplum içinde yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ele alan Atatürkçülük; toplumsal hayatta düzeni sağlayan, devlet ve ekonomik hayatta düzeni sağlayan, devlet ve ekonomik hayatta uyumu gerçekleştiren ve Türk milli gücünü daha da güçlendiren önemli kavramları akılcı bir yaklaşımla açıklamıştır. Bu kavramların Atatürkçü bir yaklaşımla ele alınması ve uygulanması Türk milletinin dinamik idealine ulaşması için zorunludur.
Atatürk, geleceğin Türkiye’sini ve onun Cumhuriyetini sağlam temellere oturtmak ve daima ileriye, yeniye ve güzele gidişini sağlamak için akıl ve mantık kuralları içerisinde hareket etmiş, bağnazlığa, yobazlığa, boş inançlara, diğer bir deyişle akıl dışıcılığa karşı çıkarak, bugünkü çağdaş Türkiye’nin kurulmasını ve gelişmesini sağlamıştır. Bu onun başarılarının kesin kanıtıdır.
Sonuç olarak sözlerimi, Atatürk’ün akla ve bilime verdiği önemi çarpıcı bir şekilde ortaya koyan ifadesiyle bitiriyorum.
‘’ Ben manevi bir miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım, ilim ve akıldır. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, ben, benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar.’’
KAYNAKLAR
1) ATATÜRKÇÜLÜK, MEB Yayınları, Atatürk Dizisi 3, İstanbul 1998.
2) ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma
Merkezi Yayınları, Ankara 1992.
3) ATATÜRK’ÜN GÖRÜŞ VE DİREKTİFLERİ, MEB Yayınları I, İstanbul 1988.
4) NUTUK, Mustafa Kemal ATATÜRK
5) TÜRK KÜLTÜRÜ DERGİSİ, Muhtelif sayılar, TKAE, Ankara.